11 Ağustos 2018 Cumartesi

AMERİKA’NIN OSMANLI İMPARATORLUĞU "Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN" -ABD’nin çok acelesi olduğu ve bir an önce harekete geçerek yeni dönemin planı ile ilgili ilk adımların atılmak istendiğini ve bu doğrultuda Türkiye’de seçimler ile ilgili heyecanlı ortamın geçmesini bile bekleyemeden hiç beklenmedik bir aşamada ABD başkanının Türkiye’ye geleceği artık belli olmuştur. (28 Eylül 2010)

AMERİKA’NIN OSMANLI İMPARATORLUĞU
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Türkiye bir yerel seçim heyecanını yaşamanın hemen ötesinde, dünyanın süper gücü olan bir devletin başkanını ağırlamak durumunda kalıyor. Seçimlerin nasıl sonuçlanacağı ve bu sonuçların Türkiye’nin geleceğini nasıl belirleyeceği daha tam olarak belirlenmeden, Türkiye dünyanın en güçlü devletinin yeni seçilen cumhurbaşkanını ağırlamak zorunda kalması üzerinde Türk kamuoyunun daha yeterince düşünme şansı olmamıştır. Yerel seçimlerin beklendiği gibi ya da beklenenin tamamen aksi bir durumda sonuçlanmasının nasıl bir ortam yaratacağı belli olmadan, Amerikan devlet başkanının Türkiye’yi ziyaret için kesin bir tarihi seçimlerden uzun bir süre önce resmen açıklaması, günümüzün süper gücünün yeni başkanı ile beraber yepyeni bir dönem açmak istediğini ve bu dönem ile ilgili olarak hazırlanan yeni ABD planının hiç zaman yitirmeden uygulamaya konulmak istendiğini açıkça göstermektedir. ABD’nin çok acelesi olduğu ve bir an önce harekete geçerek yeni dönemin planı ile ilgili ilk adımların atılmak istendiğini ve bu doğrultuda Türkiye’de seçimler ile ilgili heyecanlı ortamın geçmesini bile bekleyemeden hiç beklenmedik bir aşamada ABD başkanının Türkiye’ye geleceği artık belli olmuştur.

Küreselleşme döneminde dünyanın en zengin yedi ülkesiyle beraber bir zenginler kulübü kuran ABD, Rusya’yı da bu birliğin içine katmış ve eski düşmanı ile aynı kulübün ortaklığı içine girerek geleceğe dönük bir yeni yapılanma çabası içine giren ABD, kendisiyle beraber Fransa, İngiltere, İtalya, Almanya, Kanada, Japonya ve Rusya ‘yı da yanına alarak yeni bir dünya düzeni kurmak için yoğun bir çaba içerisine girmiştir. Eski ideolojik düşmanı Rusya’yı G-8 ülkeleri içine alarak işbirliğine çekmek isteyen ABD , bu zenginler kulübü aracılığı ile yeni dünya düzeni oluşturma işini tam olarak başaramamıştır çünkü bu ortaklığa tam olarak bağlı kalmamış ve kendi başına bir sürü atraksiyona girişerek bütün dünyayı bir kaotik ortama sürüklemiştir. Batı kapitalist sisteminin bütün dünyaya yayılması için zenginler kulübü yetersiz kalmış, zengin ülkeler arasındaki rekabet ve çekişme yarışları nedeniyle, bir bütünsellik içerisinde küreselleşme süreci tamamlanamamıştır. Dünya kapitalizminin patronlar kulübü, ABD’yi kullanarak kendi çıkarlarını diğer zengin ülkelere dayatmışlar, bu nedenle de Amerikan devleti patronlar ile diğer zengin ülkeler arasında sıkışıp kalmıştır. G-8 kulübünün başarısız kalması durumunda ABD ciddi bir prestij kaybetmiş, zengin ülkeler arasında giderek tırmanan güvensizlik batı merkezli kapitalist sistemin küresel alanda yayılmasını gerçekleştirememiştir. Bu aşamada küreselleşme dönemi bitmiştir .

ABD kendi patronluğunda bir küresel emperyalizmi zengin ülkelerle işbirliği yaparak gerçekleştiremeyince bu kez, Atlantik hegemonyasına karşı çıkmak durumunda kalan dünyanın önde gelen yirmi büyük ülkesinin G-20’ler adı altında bir araya gelmelerini sağlamış ve G-8 sistemi çalışmadığı zamanlarda, buna alternatif arayışlarını zengin ülkelerin ötesinde dünyanın ikinci planda kalan yirmi büyük ülkesiyle birlikte sürdürmeğe çalışmıştır. Soğuk savaşın karşı kutup patronu Rusya, zengin ülkeler kulübünde kafa kola alınırken, geleceğin büyük ülkeleri ve yeni kutup başı adayları da G-20 ler arasına alınarak, ABD merkezli diyaloglar sürdürülmüş ve zenginlerin işbirliğinin yetersiz kaldığı aşamalarda, ikinci derecedeki büyük ülkeler ve geleceğin kutup merkezi olmağa adayları ile dünya ilişkileri yeni bir düzene kavuşturulmak istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti dünyanın onyedinci büyük ekonomisi olarak G-20 ülkeleri arasına alınmış, zenginler kulübüne alternatif olarak oluşturulan zengin olmayan büyük kulüpler arasında kabül edilmiştir. Şimdi, yeni ABD başkanı ilk uluslarası toplantısını G-20’lerin Londra zirvesinde yaparak, bunun hemen ertesinde de Türkiye’ye gelecektir. Yeni dönemde ABD süper güç konumunu koruma doğrultusunda artık G-20 ülkelerine daha fazla ağırlık verecek gibi görünmektedir, çünkü kendisine yeni rakipler olarak çıkan Briç ülkeleri bu grup içerisinde yer almaktadır. Dünya Ticaret Örgütünde zenginlere karşı çıkan Brezilya,Rusya,Hindistan ve Çin artık yeni kutup merkezleri olarak ortaya çıkmaktalar ve bu doğrultuda işbirliği yaparak batı merkezli bir küresel hegemonya planına karşı direnmektedirler. ABD, G-8 dayanışmasıyla yeni dünya düzeni kuramayınca, bu kez yeni kutup merkezi adayları ve ikinci derecedeki büyük ülkeler ortaklığına G-20’ler örgütlenmesiyle yönelmiştir. G-20’ler ‘in Londra zirvesinin yeni bir başlangıcın ilk adımı olacağı ve bunun hemen ertesinde zenci başkanının Türkiye ziyareti ile bu doğrultuda ikinci adımın atılacağı anlaşılmaktadır.

ABD, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Washington’u işgal etmiş olan Siyonist lobilerin yönlendirmesiyle, İsrail’in peşinden sürüklenerek Orta Doğu’ya gelmiş ve haksız saldırı ve işgal savaşlarıyla Irak’ta 1.5 milyon masum insanın ölmesine neden olmuştur. Aileden gelme bir Evanjelik olan eski başkan Bush döneminde bir anlamda siyonizmin ve bu akımın merkezi olan İsrail’in oyuncağı durumuna düşürülen koskoca Amerikan devleti, bu yüzden bir çok saçma sapan işlere alet olmuş ve İsrail haksızlığına ortak olarak, hem Birleşmiş Milletleri karşısına almış hem de bütün dünya kamuoyu ile ters düşmüştür. Böylesine olumsuz bir süreç, ABD’yi içinden çıkılmaz bir bataklığa sürüklemiş ve bu büyük gücün küresel dünya önderliği tehlikeye girmiştir. Onbin kilometre öteden gelerek dünyanın merkezi coğrafyasına İsrail’in güvenliği ve Siyonizm’in dünya hegemonyası planları doğrultusunda egemen olmak isteyen Amerikan devleti, tam anlamıyla bir başarısızlığa düşürülmüştür. Siyonistlerin dünyaya hakim olma çılgınlığı yüzünden, ABD en büyük müttefiklerinden birisi olan Türkiye Cumhuriyeti ile de ters düşmüş, İsrail’in güvenliği ve yayılması için Kuzey Irak’ta kurulmakta olan kukla devlet yüzünden Türkiye’yi kaybetme noktasına gelmiştir. Kuzey Irak’taki kukla devlet oluşumunun, Türkiye’nin güneydoğu bölgesine de taşınmak istenmesi, Irak’tan sonra Türkiye ‘yi de bölünme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmış ve bu yüzden geleneksel Türkiye-ABD dostluğu tehlikeye girmiştir. Türk devleti kendisini bölecek bir projeye İsrail Siyonizm nedeniyle ABD baskılarıyla alet edilince ,soğuk savaş döneminde başlamış olan Türkiye–ABD müttefikliği kendiliğinden devre dışı kalmıştır. Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Türk halkının ABD’ye olan güvensizliği yüzde doksanların üzerinde bir olumsuz durumu. göstermektedir. ABD’yi bu aşamada en çok rahatsız eden durumlardan biriside Türkiye’nin güvenini kaybetmesidir. Bu durumun tek sorumlusu olan İsrail ise gene bildiğini okuyarak yeni dönemde gene eskisi gibi ABD politikalarını kendi çıkarları için Türkiye üzerinden yürütebilmenin hesapları içinde görünmektedir. Siyonizm’in gözü karalığı eskisi gibi bir Türk-Amerikan dostluğunu zorlaştırmaktadır.

Amerikan devletinin bu durumun farkında olduğu ve yeni dönemde Türkiye’yi tekrar eskisi gibi kazanabilmek amacıyla, İsrail’e daha uzak duran ama Türkiye’yi daha fazla düşünen politikalara yöneleceği gibi yaklaşımı öne çıkarmaktadır. İşte yavaş yavaş Amerikan kamuoyu bu doğrultuda oluşurken, yeni Amerikan başkanı Türkiye’ye gelmektedir. Amerikan toplumunda Neokonservatif Siyonist’lere teslim olan Cumhuriyetçi parti politikalarına karşı çıkan ABD halkının tercihi Demokratlardan yana olunca, ilk kez bir zenci asıllı başkan Demokratların iktidarın temsilen başkanlık koltuğuna oturmuştur. Ne var ki, seçimi Demokrat parti kazanmasına rağmen gene eskisi gibi siyonist kadroların Amerikan devletinin tepesindeki yerlerini muhafaza ettikleri görülmekte ve bu durum da geleceğe dönük barış ve güzel günler umudunu giderek azaltmaktadır. Bush döneminin savaş ve insan hakları suçlusu Neokonservatif kadrolar gitmedikçe, ABD’nin gerçekci bir barış politikası uygulayabilmesi son derece zor olacaktır. Harward mezunu avukatlıktan gelme bir zenci başkan, ABD’yi içine saplandığı bataktan kurtarmak üzere çaba göstermekte ve bu doğrultuda işbirliği yapmak üzere Türkiye’ye gelmektedir .Bu nedenle, ABD başkanının Türkiye ziyareti son derece önem taşımaktadır. ABD başkanı merkezi coğrafyada ilk olarak Türkiye’ye gelerek, bundan sonra Orta Doğu ve Avrasya’ya yönelik ABD politikalarında Türkiye’ye öncelik vereceğini ve Türkiye’yi bu bölgede kendisine en yakın partner olarak gördüğünü göstererek yeni bir barış dönemi gerçekleştirmeğe çalışmaktadır.

ABD’nin merkezi coğrafyaya yönelen politikaları sürekli olarak Osmanlı İmparatorluğundan kalma otorite boşluğu alanının doldurulmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda İsrail merkezli politikalar ile Büyük İsrail Projesi ya da bunun kamufle eden Büyük Orta Doğu Projesi için yirmi yıl boyunca uğraşılmış ama bir türlü sonuç alınamamıştır. ABD bu yüzden dünyadaki yerini ve gücünü kaybetme noktasına gelmiştir. Şimdi artık ABD, merkezi bölgeye Türkiye üzerinden yaklaşarak, Türkiye merkezli politikalar ile Osmanlı İmparatorluğu alanındaki otorite boşluğunu kendi kontrolu altında doldurmak istemektedir. Bu amaçla Yeni Osmanlı vizyonu piyasaya sürülmüş ve eski Osmanlı bölgelerinde Osmanlıcılık girişimleri Türkiye üzerinden başlatılarak, Osmanlı hinterlandına ABD’nin egemen olması hedeflenmiştir. Yeni Osmanlı vizyonu ile ABD Osmanlı boşluğunda bir yeni siyasal yapılanmaya gitmekte, bir anlamda Amerikanın Osmanlı İmparatorluğunu kurmaktadır. Osmanlı değerlerine bu doğrultuda dönüş medya ve basın aracılığı ile pompalanırken, Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine karşı çıkılmakta, Osmanlı ülkeleri Türkiye üzerinden Amerikanın denetimi altına alınmak istenmektedir. Böylesine bir siyasal yapılanma, Avrupa Birliğinin Balkanlara yayılmasına, Rusya’nın güneye inmesine, Çin’in Orta Asya’ya girmesine, Arap Birliğinin kurulmasına, batıya karşı bir büyük İslam birliğinin gündeme gelmesine karşı düşünülmektedir. Türkiye üzerinden hem İslam dünyasına hem de Türk dünyasına yönelen oluşumlar başlatılmak istenmekte ve geleceğin çok kutuplu dünyasında, doğu bölgesinde ortaya çıkan Çin, Hindistan ve Rusya gibi kutup merkezlerinin Avrasya kıtasına girmesi, Türkiye üzerinden önlenmek istenmektedir. Türkiye’nin birinci dünya savaşı sonrasında gücünün kırılmasıyla meydana gelen otorite boşluğunun, Amerikanın Osmanlı İmparatorluğunun kurulmasıyla doldurulmak istenmesi, Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk döneminden gelen devlet yapısına ve geleneksel bölge ağırlık dış politikasına ters düşmektedir. Türkiye’yi ziyaret edecek olan yeni ABD başkanının, yeniden Türkiye Cumhuriyetini kendi emperyal planlarına alet etmeden hareket etmesi ve Türk tarafını anlayarak Türkiye’nin de çıkarları doğrultusunda anlaşmaya yönelmesinde bölge barışı açısından zorunluluk vardır. Türkiye,ABD’nin yeni Osmanlı İmparatorluğu oluşturma planlarına alet olmayacak kadar güçlü ve birikimli bir devlettir. Yeni dönemde geliştirilecek Türk-Amerikan ilişkilerinde, Türkiye’nin de Atatürk’ten gelen bölge ağırlıklı politikalarının gündeme gelmesi beklenmelidir. Türkiye cumhuriyeti sahip olduğu Kemalist devlet modeli ile bölge ülkelerine öncülük ve merkezlik yapabilecek güce sahip olan bir devlettir. Amerikan yönetimi Türkiye’yi olduğu gibi kabul ederse, Türkiye’nin de ulusal çıkarlarına öncelik verecek bir bölgesel yeni yapılanmayı desteklerse, onbin kilometre öteden gelerek dünyanın merkezinde Amerikanın Osmanlı İmparatorluğunu kurmaya gerek kalmayacaktır. İsrail’in gücünün yetmediği bir Büyük İsrail Projesinin iflas ettiği bu aşamada, Atatürk’ün öncülüğünde bir Türkiye-İran ortaklığı ile ikinci dünya savaşı öncesinde gündeme gelmiş olan Sadabat Paktı ittifakı günümüzde yeniden hatırlanmalıdır. Daha önce gerçekleştirilmiş olan Bağdat paktı, Cento ve RCD gibi bölgesel oluşumlar çizgisinde , merkezi devletler topluluğu tıpkı Avrupa kıtasında olduğu gibi gündeme getirilmelidir. Böylesine bir bölgesel paktı desteklemek ABD’nin de çıkarlarına uygun olacaktır. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile Osmanlı coğrafyasında macera aramaktansa, bölge devletlerini Türkiye’nin öncülüğünde bir ittifaka yöneltmek dünya barışına hizmet edecektir. Amerikanın Osmanlı İmparatorluğuna gerek kalmadan merkezi coğrafyada hem terör hem de savaşlar böylece önlenebilecektir. İş, İsrail’in ve Siyonist lobilerin bu alternatife razı edilmesine kalmıştır. Bu aşamadan sonra ABD otoritesini İsrail üzerinde kullanarak,Türkiye merkezli bir barış yapılanmasını Orta Doğu’da desteklemelidir. (28.09.2010)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder