ADD "20" YAŞINDA
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
ADD kurucu genel sekreteri
(27 Nisan 2010)
Türkiye’nin en büyük ulusal demokratik kitle örgütü olan Atatürk’çü Düşünce Derneği bu yıl yirminci kuruluş yıldönümünü kutlamaktadır .İnsan yaşamının neredeyse üçte biri oranındaki bu uzun zaman dilimi ADD açısından son derece hareketli ve olaylı geçmiştir . Derneğin kuruluşundan sonra birbiri ardı sıra gündeme gelen olaylar ve gelişmeler ADD’yi fazlasıyla canlı bir örgüt konumuna getirmiştir .Bu durum bir yandan Atatürkçüleri sevindirirken , diğer yandan da Atatürk ve cumhuriyet karşıtı kesimleri fazlasıyla rahatsız etmiştir . Böylesine büyük ve canlı bir örgüt çatısı altına girerek , Türkiye için ulusal çıkarlar doğrultusunda mücadeleye giren birçok Atatürkçü , kendisini kaybedercesine sosyal ve kültürel çabaları sürdürürken ADD giderek büyüyor ve ülkenin önde gelen toplumsal etkinliğe sahip demokratik kitle örgütü olarak Türk kamuoyunda giderek artan bir ağırlık kazanıyordu .Ne var ki , bu durumdan hiç de memnun olmayan kesimler de bu örgüte karşı giderek yükselen bir tempoda tepki göstererek ADD’nin önünü kesmek üzere fırsat kolluyorlardı .
Atatürkçülük görünümünde bir ara dönem olarak gündeme gelen I2 Eylül rejiminin Atatürkçü bilim adamlarını üniversiteden atması , gne atatürkçü doğrultuda görev yapan bazı devlet görevlilerinin işlerinden uzaklaştırılmaları , ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş çizgisine uygun doğrultuda yayın yapan bazı basın organlarına el konulması ya da kapatılyması üzerine ülkede ciddi bir Atatürkçü kadro kıyımı yaşanmıştır . ABD’den gelen talimatlar doğrultusunda ara rejim yönetimi tam bir Nato dönemine girince , ülkede antiemperyal çizgide mücadele veren bütün örgütler kapatılmıştır . Başta Atatürk’ün partisi olmak üzere siyasal partiler yasaklanınca ülkede ses ya da soluk çıkamaz bir noktaya gelinmiş , ayrıca ülkede yaygın düzeyde örgütlenen bütün dernekler ikinci bir emre kadar kapatılmış , ya da çalışmaları durdurulmuştur . Amerikan emperyalizçmi soğuk savaşın son dönemlerinde Türkiye’yi tam olarak içeriden ele geçirirken , Nato baskısını kullanmış ve bu doğrultuda da Türk Silahlı Kuvvetlerini yönlendirmeğe çalışmıştır .Natocu kafa yapısı ara rejime egemen olunca , bağımlılık çizgisi daha da ileri noktalara gelmiş ve bu nedenle bağımsızlıktan yana olan bütün Atatürkçü kadrolar toplumsal alanının çeşitli kademelerinden uzaklaştırılmışlardır .İşte Atatürkçü Düşünce Derneğinin kuruluş çalışmaları böylesine bir antikemalist dönemin koşullarında bir avuç Atatürkçü aydın tarafından başlatılmıştır .
Aslında , I970’li yıllarda yoğun bir tempoda cereyan eden ABD-SSCB çekişmesi sürecinde ülke tam bir gerginliğe ve daha sonrada yeniden teröre sürüklenirken Atatürkçü kadrolar ve tabanda büyük bir rahatsızlık başlamış , ülkenin önde gelen siyasal partilerinin hepsinin giderek Atlantik kıyılarında yetişmiş politikacıların aracılığı ile ABD insiyatifi altına girmesi nedeniyle Atatürkçüler toplumun her kademesinden dışlanmağa başlamışlardır . Türkiye Cumhuriyetini kuran siyasal örgüt olarak Atatürk’ün partisinin de Atlantikçi güçlerin eline geçmesi üzerine ,giderek Atatürkçü taban ve kadrolar bu partinin dışına itilmeğe başlanmıştır. Devletten,toplumdan ve hatta daha da ileri çizgide Atatürk’ün partisinden dışlanan Atatürkçüler giderek sahipsiz kalmışlar ve bir uzun yalnızlığa mahkum edilmişlerdir . Ülkenin her köşesinde yalnızlığa itilen Atatürkçüler meyhane köşelerinde çürümeyi ,ülkeyi terkederek yabancı ülkelere göçetmeyi ,kendine dine vererek bu dünyanın gerçeklerinden kopmayı ,dağa çıkarak ya da köye dönerek kentsel yaşamdan uzaklaşmayı ,ya da teslimiyetçi bir pasiflik içerisinde yaşamayı değil ama harekete geçerek birşeyler yapmayı ve ülkenin emperyalizmin ağında geri bir çizgiye sürüklenmesine karşı çıkmayı doğru bularak bazı girişimlerde bulunmuşlardır . Terör ile herkes korkutulurken ve bütün bir toplum teslim alınmağa çalışılırken ülkenin kuruluşundan gelen Kuvayı milliye geleneğinin temsilcileri olarak Atatürkçüler birşeyler yapabilmenin peşinde olmuşlar ve yılmayarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir . Atatürkçü Düşünce derneği işte böylesine olumsuz koşullarda göze alınmış olan bir özverili vatansever bir mücadelenin ürünüdür .
Önceleri kahve köşelerinde başlayan görüşmeler ,daha sonraları bürolardaki görüşmelere ya da bazı dernek merkezlerinde toplantılara dönüşmeğe başlayınca Atatürkçü Düşünce Derneğinin kuruluşuna giden yol açılmıştır .Yurdun çeşitli il ve ilçelerinde aydınların gittiği kahveler , ya da ülkenin önde gelen okumuş kesimlerinin biraraya geldiği dernek merkezleri , giderek Atatürk’ün çizgisinden kaymakta olan Türkiye Cumhuriyetinin geleceği için arayış içerisinde olan vatansever ulusalcıların biraraya geldiği yerler olmuştur . Ankara,İstanbul,İzmir,Adana ,Mersin ve Zonguldak gibi aydın ve emekçi potansiyelleri yüksek olan illerdeki girişimler ülkedeki arayışı tırmandırmış ,giderek bir Atatürkçü örgütlenmeğe yönelik girişimlerin somutlaşmasına yardımcı olmuştur . Nato güdümlü ara rejim , Atatürkçülerin ayrı bir çatı altında toplanmalarına dolaylı olarak katkıda bulunan bir siyasal gelişme olmuştur .İşsiz bırakılan ülkenin aydın kesimleri , emperyalizme karşı yeni bir toplumsal muhalefeti örgütlemenin gerekliliğini görerek , biraraya gelebilmenin yollarını aramışlar ve devletin kurucusunun adı altında bir kamusal örgütlenmenin yararlı olacağı konusunda zaman içerisinde bir düşünce birliğine ulaşmışlardır . Bu aşamadan sonra , yeni bir örgütlenmeye dönük arayışlar daha da hızlanmış , tüm vatansever ulusalcıları ve cumhuriyetçileri ortak bir çatı altında ,Atatürk şemsiyesinin koruyuculuğu altına alabilmek üzere her türlü hazırlık hızlandırılmıştır. Atatürkçü Düşünce Derneği böylesine bir arayışın ve örgütlü mücadelenin ortaya çıkardığı bir ulusal demokratik kitle örgütüdür .
Ara rejim koşullarında Atatürk ilke ve devrimlerine karşı girişimlerin birbiri ardı sıra tırmanma göstermesi üzerine , bazı bilinçli Atatürkçüler bu gibi durumlara tahammül gösteremiyerek hukuk makamlarına başvurmaya başlamışlar ve Anayasal güvenceye bağlanmış olan Atatürk ilke ve devrimlerine karşı çıkan ,ya da bunları ihlal eden cumhuriyet düşmanlarına karşı yargı yollarına gitmişlerdir . Devletin resmi yayın organlarında Atatürk’e hakaret edilmesi , resmi kurumlarda Atatürk ilke ve devrimlerinin çiğnenmesi bazı hukuk başyvurularına gerekçe oluşturmuştur . Bir kaç olay birbirini izledikten sonra Nato güdümle askeri rejimkoşullarında Üniversitelerdeki kız öğrencçilerin başlarının kapatılması sorunu ortaya çıkarılınca ,bunun üzerine ülkenin önde gelen Anayasa Profesörlerinden Muammer Aksoy’un önderliğinde bir hukukçu kadro Danıştay’da ilgili Yök yönetmeliğinin iptali için dava açmışlardır . Davanın kısa zamanda kazanılması üzerine ABD emperyalizminin güdümündeki dinci veliberal çevreler yeniden Atatürk ilke ve devrimlerine karşı bir ağırlığı gündeme getirince , Atatürk düşüncesine inanmış olan ülkemizinönde gelen elli büyük hukukçusu ve aydını biraraya gelerek Atatürkçü Düşünce Derneğinin kuruluşu ile ilgili dosyaları hazırlamışlar ve imzalayarak devletin ilgili makamlarına başvurmuşlardır. Zaman içerisinde bir tüzel kişilik kazanarak hukuksal bir örgütlenmeye dönüşen Atatürkçü Düşünce Derneği , böylesine aşamaların olgunlaştırdığı bir arayışın ürünüdür . Yoldan geçen bir kaç kişinin rastlantısal olarak biraraya gelmesiyle oluşan herhangi bir dernek değildir . ADD’nin arkasında, hem uzun süren bir arayışın hem de geleceğe dönük bir hazırlık sürecinin önemli katkıları bulunmaktadır .
I9 Mayıs I996 , Atatürkçü Düşünce Derneğinin kuruluşunun ilk kez resmi olarak türk kamuoyuna açıklandığı tarihtir . Bu tarihte kurucu genel başkan Prof.Dr.Muammer Aksoy’un başkanlığında yapılan bir basın toplantısı ile böylesine bir derneğin kurulacağı ilk kez açıkca Türk kamuoyuna duyurulmuştur . Dernek kurucularını temsil eden bir grup aydın ve hukukçu Türk kamuoyunun önüne çıkarlarken , neden böylesine bir örgütlenmeğe gitmek zorunda kaldıklarını kamuoyuna açıklıyorlardı .Atatürk’ün cumhuriyetinde her gün Atatürk diye diye Atatürk ilkeleri çiğnenirken , emperyalizmin Orta Doğu’yu ele geçirme hesapları doğrultusunda bölücülük ve dincilik dışarıdan desteklenerek ,her geçen gün Türk devrimini ortadan kaldıracak derecede tehlikeli olmağa başlarken , artık kendisine Atatürkçü diyen hiç bir Türk aydını evinde oturmağa devam edemezdi . Göz göre göre ulusal kurtuluş savaşının kazanımları elden giderken ,geçmişten gelen Atatürkçü birikimi kafasında ve yüreğinde taşıyan vatansever Türk aydınları , inandıkları doğrultuda Atatürkçü bir örgütlenmeğe yönelmek zorunda kalıyorlardı . Atatürk ilkeleri ve devrimlerinin çiğnenme hızı artarken , Atatürk adına ülkenin her yerinde heykeller açılıyor ve bir anlamda dincilerin alay ettiği bir biçimde bir beton Mustafa imajı yaratılarak , Atatürk halk kitlelerinin gözünden düşürülüyordu . Kasıtlı olarak sürdürülen bu gibi olumsuz girişimlere kimse dur diyemiyor ve dış yönlendirme altındaki Türk siyaseti , her geçen daha fazla Atatürk’ten uzaklaşmış bir Türkiye yaratıyordu . Cumhuriyet rejimi içerisinde doğmuş ve büyümüş olan genç cumhuriyet nesilleri ise , böylesine bir olumsuz durumu kabül etmiyorlar ve bu tür bir ters gidişe isyan ediyorlardı . ADD , işte bu tür bir tepkinin ve Türkiye’yi Truva atlarıyla teslim almakta olan emperyalizme karşı çıkışın ve direnişin örgütüdür .
Atatürkçü Düşünce Derneği başlangıçta , soğuk savaşın son askeri dönemi olan Nato güdümlü ara rejime karşı oluşumunu tamamlamıştır . Ne var ki,derneğin kurulduğu sıralarda , batı emperyalizminin güdümü altına giren Rusya Federasyonunun ,Sovyetler Birliğini dağıtması üzerine iki kutuplu dünyanın sona ermesiyle , tek kutuplu bir ABD hegemonyası dönemi gündeme gelmiş ve ADD özü itibarıyla bir antiemperyalist ulusal kitle örgütü olarak bu durum ile yakından ilgilenmiş ve yeni dönemin tehditlerine karşı mücadele yürütmüştür . Atlantik emperyalizmi soğuk savaş döneminde uzaktan kumandalı bir yönetim ile merkezi coğrafyayı kontrolu altına almağa çalışırken , Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine ,bu kez de dünyanın tam ortasında yer alan Avrasya bölgesini ele geçirebilmenin girişimlerini dayatmağa başlamıştır . Her türlü siyasal oyunu tezgahlamaktan çekinmeyen ABD emperyalizmi , ülkeyi tam olarak ele geçirebilmek için çeşitli sineryoları devreye sokmağa başlamıştır . İşte ADD tam da bu aşamada kurularak harekete geçmiş ve içeride bir Nato baskısı ile uğraşılırken , bölgede yeni ortaya çıkan durum çerçevesinde ABD merkezli Atlantik emperyalizmine karşı mücadele edilmeğe başlanmıştır . Atatürkçülük adına Atatürkçüleri hedef alan ara rejime karşı çıkılırken , daha sonraki aşamada ise küresel bir boyut kazanan süper bir emperyalizm olgusu ile karşı karşıya gelinmiştir . Bir çok insanın moralini bozan bu oluşuma karşı Atatürkçüler soğuk kanlılıklarını koruyarak karşı çıktmışlar ve her geçen yıl bu çıkışlarını daha güçlü mücadele ve sosyal örgütlenme çabaları ile de tamamlamağa uğraşmışlardır Normal bir emperyalizmin çok ötesinde bir süper saldırı olayı ile karşı karşıya kalan bütün ulus devletler gibi Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti de Atatürk’ten gelen yapısı ve modeli ile kendisini koruma çabası içerisinde olmuş ve Atatürkçü Düşünce Derneği ,bu açıdan Türk devletinin ilgili ve yetkili makamlarına yön göstererek yardımcı olmuştur .,
Emperyalizm küreselleşme döneminde bütün dünya düzenini altüst ederken ,yeni bir dünya düzeni peşinde koşan egemen ve işbirlikçi çevreler Türkiye’yi de zorlayarak kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir yapılanmaya doğru , Atatürk’ün cumhuriyetini de sürüklemeğe başlamışlardır . Birbiri ardı sıra gündeme getirilen değişim ve uyum programlarının etkisiyle Türk devlet düzeni her yönü ile sarsılırken , Türk toplumu da büyük baskı ve zorlamalarla karşı karşıya kalmıştır . Ülke her geçen gün Atatürk çizgisinden kaydırılırken , geçmişten gelen Atatürkçü birikimi temsil eden kesimler her yönü ile direnmişler ve ADD çatısı altında ciddi bir Kemalist mücadele sergilemişlerdir . Küreselleşmenin başladığı ve devam ettiği son yirmi yıl içerisinde , Atatürkçü Düşünce Derneği küresel emperyalizme karşı çıkışın ve Kemalist cumhuriyet devletini ayakta tutma savaşımının önmde gelen merkezi ve örgütü olmuştur . ADD’nin kuruluşunu tamamladığı dönemde ortaya çıkan küresel emperyalizmin başını çarptığı kaya ve engel her aşamada ADD olmuştur . Diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi Türk devletini kolay teslim alacağını zannedenler , ADD yüzünden daha fazla uğraşmak zorunda kalmışlardır . Dıştan güdümlü ve yetiştirmeli siyasal kadroları Truva atı olarak kullanmayı iyi beceren batı emperyalizmi ,bunlar üzerinden siyasal partileri teslim aldığı bir aşamada ülkedeki siyasal partilerden çok daha büyük bir toplumsal güç Atatürkçü Düşünce Derneği aracılığı ile emperyalizme karşı direnebilmiştir . B:u yüzden Sovyetlyer Birliği ya da Yugoslavya Federasyonununa benzer bir biçimde Türkiye Cumhuriyetini dağıtamamışlar , ya da Irak ile Afganistan’da olduğu gibi Türk vatanını saldırarak işgal edememişlerdir . Ne var ki , böylesine bir duruma rağmen gene de Türkiye’yi dolaylı senayolarla kuşatmağa ya da baskı altına almağa başladıkları aşamalarda ,ADD öncülüğünde ulusal güçbirliği oluşumları ülke düzeyinde bir ulusal savunma mücadelesini Türk toplumu yürütebilmiştir .
Atatürk ile beraber olma ve onun döneminde devletin çatısı altında kamu hizmeti yürütme şansını yakalamış olan bir kuşağın temsilcileri tarafından kurulmuş olan Atatürkçü Düşünce Derneği aracılığı ile ,Türkiye cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana sahip olduğu Kemalist birikim yeni bir yüzyıla taşınabilmiş ve yirminci yüzyıldan yirmibirinci yüzyıla geçiş aşamasında , Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar varedecek tutarlı çizgiden sapılması önlenmiştir . Sonradan gelen cumhuriyet kuşaklarına örnek olacak bir derecede Atatürkçü birikim , Türk gençliği üzerinden Türk toplumuna verilmeğe çalışılmıştır . Toplumun yaşlı ve olgun kuşakları ile yeni yetişmekte olan genç kitleleri ADD çatısı altında biraraya gelerek ,bir ulusal birlikteliğin ve sürekliliğin ciddi örneklerinden birisini sergilemişlerdir .Ülkenin çeşitli kentlerinde birbirine benzer bir çok manzara bu doğrultuda ortaya çıkmış , ADD Türkiye’nin en yoğun çalışan demokratik kitle örgütlerinden birisi olarak Türk toplumunun ulusal iç dinamiklerini temsil ederek geleceğe taşımıştır . Dıştan yaratılan etkiler ve zorlamalarla , toplum bir ayrışmaya ve dağılmağa doğru zorlanırken , ülkenin dört bir yanından gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları , ADD çatısı altında biraraya gelerek dışa karşı ulusal dayanışma vebirliğin sesini bütün güçleriyle haykırabilmişlerdirn . Salon toplantıları kadar ,açık hava mitinglerinde de Atatürkçü Düşünce Derneği ,Türk insanını böylesine güçlü bir ulusal refleksin temsilcisi olarak biraraya getirebilmiş ve dışa karşı kenetleyebilmiştir . Bu başarısı ile ADD ,hem ABD hem de Avrupa Birliği açısından dikkat çekici olmuş , batı ülkelerinin siyasal uzmanları bu örgütü yakın takibe alarak incelemişler ve ADD hakkında hazırladıkları raporlar üzerinden Türkiye’deki Atatürkçü birikimin ve Kemalist hareketin geleceğe dönük değerlendirmesini yapmağa çalışmışlardır .
Atatürkçü Düşünce Derneği ,Prof.Dr.Muammer Aksoy gibi Türk toplumunun önde gelen Kemalist bir aydınının öncülüğünde kurulduğu gibi, gene Türk siyasal yaşamının yakından tanıdığı eski senatör Suphi Gürsoytrak gibi çalışkan ve özverili bir genel başkan sayesinde de ,Türkiye’nin en büyük demokratik kitle örgütü konumuna gelebilmiştir . Bu iki değerli insanın simgesel özellikleri ADD’nin bütün Atatürkçü çevreler tarafından benimsenmesini sağlamış ve kısa zamanda ADD tüm Atatürkçülerin sığınağı olabilmiştir .Kurulduğundan beş yıl sonra her türlü engel ve baskıya rağmen yüzlerce şubeye sahip olabilen ADD’nin hızlı gelişmesini ,Kemalist aydınların öldürülmesi de durduramamıştır . Soğuk savaş sonrasında Türkiye’yi Irak ve İran’a karşı kullanmak isteyen ABD ve İsrail ikilisinin, çeşitli provakasyonlarına rağmen , Türk devleti komşularıyla savaş noktasına gelmemiş ve bu doğrultudaki her türlü siyasal senaryoyu da geri çevirmesini bilmiştir . Nato üyesi olyması nedeniyle içeriden ve dışarıdan baskı altına alınan Türkiye Irak savaşına sürüklenmediği gibi İran savaşına karşı da mesafeli durdmasını bilebilmiştir . Atlantik emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi , dünyanın merkezi coğrafyasına egemen olabilmek üzere Türkiye’yi komşularıyla kapıştırmağa çalışırken , Türkiye’nin tanınmış Atatürkçü bilim adamı ve yazarlarını dinci görünümlü terör örgütlerine hedef yapmış ve bu doğrultuda işlenen her faili meçhul cinayetten sonra dinci terör örgütleri üzerinden İran hedef gösterilerek bir Türkiye-İran savaşı kışkırtılmıştır .Küresel sermayenin güdümü altına giren medya üzerinden bu tür senaryolar kışkırtılmış ve her olaydan sonra da ABD-İsrail ikilisinin Orta Doğu’ya egemen olabilmesi için bölgenin bu iki devletinin birbirini yokedecek bir savaşa doğru kışkırtılması oyunu oynanmıştır . Muammer Aksoy,Uğur Mumcu,Bahriye Üçok,Turan Dursun ,Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu gibi Atatürkçü bilim adamı ve yazarlar hep böylesine hegemonya planları ve savaş kışkırtmaları yüzünden faili meçhul saldırılara hedef olmuşlardır . Bir anlamda , cumhuriyet şehidi sayılabilecek bu aydınların hepsi ADD yönetici ve üyeleriydi .
Kuruluş ve gelişme yıllarında verilmiş olan şehitler ADD’nin yolunu kesmemiş aksine ülkede varolan Atatürkçü potansiyeli yeniden ayağa kaldırarak harekete geçirmiştir . Atatürkçü Düşünce Derneği her faili meçhul görünümlü saldırı olayından sonra , ülke düzeyindeki bütün şubeleriyle ayağa kalkarak Kemalist doğrultudaki varolma mücadelesini başarıyla sürdürerek bugünlere gelebilmiştir .Soğuk savaş sonrasında merkezi coğrafyanın bir çok yerinde birbiri ardı sıra sıcak savaşlar gündeme gelirken , emperyalizm böylesinebir sıcak savaşa Türkiye’yi sürüklemekte başarılı olamamış ama bölücü terörü hem dışarıdan hem de içeriden örgütleyerek Türk ulusuna karşı kullanmayı başarabilmiştir . Türkiye bu yüzden ülkenin doğu bölgesinde otuz binden fazla insanını yitirirken , ülke savunmasında direnen genç askerler ve polislerden de binlerce şehit vermiştir . Türk toplumunun bir parçası olan güneydoğuluları ayrı bir ulus ve devlet yaparak ,Türkiye Cumhuriyeti üniter devlet yapısını ortadan kaldırmak isteyen emperyalizm ülkede bir kardeş kavgası ve iç savaş çıkartabilmek amacıyla vargücüyle uğraşmış ama bu doğrultuda hiçbir sonuç alamamıştır . Atatürkçülük Türk ve Kürt milliyetçiliklerinin karşı karşıya gelmesini önlemiş , emperyalizme karşı verilen omuz omuza savaşın yaratmış olduğu dayanışma ve kardeşlik düzeni emperyal saldırılara rağmen bozulmayarak korunabilmiştir . Türkiye açısından böylesine bir olumlu sonucun alınmasında , Atatürkçü Düşünce Derneğinin önde gelen bir olumlu katkısının olduğu açıkca görülmektedir . Edirne’den Ardahan’a , İstanbul’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Kars’a,Zonguldak’tan Hatay’a ve Samsun’dan Anrtalya’ya kadar Türkiye’nin beşyüz den fazla il ve ilçesinde örgütlü olarak çalışmalarını sürdürmekte olan Atatürkçü Düşünce Derneği ,bütün emperyalist ve işbirlikçi odakların hedefi haline gelmesine rağmen gene de dimdik ayakta kalabilmekte ve yoluna devam etmektedir . Soğuk savaş sonrasında sıcak savaşa zorlanan Türkiye Cumhuriyetinin iç ve dış savaş kışkırtmalarını önleyebilmesinde ,Aıtatürkçü Düşünce Derneğ’nin olumlu katkıları inkar edilmez bir biçimde ortaya çıkmıştır . Bu nedenle bazı güç merkezleri ADD’nin üzerine başka yollardan giderek ,intikam almağa ve bu örgütün çökertilmesi için bazı senaryoları devreye sokmağa çalışmaktadırlar . Türkiye’yi yıkamayanların intikam almak istedikleri kuruluşların başında ADD gelmektedir .ADD bugün , Türkiye’yi istedikleri çıkar düzenleri çerçevesinde bir yerlere çekemeyen ve sürükleyemeyen egemen güçlerin ve onların işbirlikçilerinin hedefi konumuna gelmiştir . Bu çerçevede ADD bu güçlere karşı bir varolma savaşımı vermek durumunda kalmaktadır .
ADD sahip olduğu örgütsel büyüklük ile Türkiye kamuoyunu her zaman için etkileyebilmiştir . Ayrıca , bazı konularda dış güçlerin baskılarına rağmen, ADD öne geçerek Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda kamuoyu oluşturabilmiştir . Yirmi yılı geride bırakırken ve yeni bir çalışma dönemine girerken , Atatürkçü Düşünce Derneğinin kuruluşundan bu yana geçen yirmi yıllık çalışma dönemini bütünüyle değrlendirmesinde yarar vardır . ADD genel merkez yönetiminin örgüt şubeleri ve üye tabanı ile bütünleşerek gerçekleştireceği bir genel durum değerlendirmesiyle , ADD yeni bir yirmi yıllık döneme daha güçlü ve hazırlıklı olarak girebilecektir . Cumhuriyetin yüzüncü yılına yaklaşırken , Türk devletinin kurucu iradesini temsil eden Atatürk ve ilkelerinin hem koruyucusu hem de savunucusu olması gereken Atatürkçü Düşünce Derneği ,aynı zamanda Türkiye’nin de içine sürüklenmiş olduğu darboğazdan çıkışına yardımcı olmak ve katkı sağlamak durumundadır . Dünya değişirken Türkiye’nin emperyal çıkarlar doğrultusunda yanlış yönlere doğru dönüşüme zorlanmasına ilk karşı çıkması gereken kuruluş ADD olmalıdır .Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusuna ve kurucu iradeye olan bağlılığını günümüzde de sürdürebilmesi için üzerine düşen görevleri yerine getirebilmeli ,kurucu iradenin ortaya koymuş olduğu ulusal,üniter ,merkezi,laik ,sosyal ve demokratik hukuk devletinin bir bütün olarak geleceğe taşınabilmesinde Türk toplumuna öncülük yapabilmelidir . Önümüzdeki dönemde , Atatürkçü Düşünce Derneğini , Türkiye’yi değişim süreci içerisinde temsil edebilmek , değişim adına zorla dönüştürme programlarına karşı çıkabilmek ama Türkiye’nin gereksinmesi olan ve gerçek koşullara uygun düşebilecek ulusal plan ve programlar doğrultusunda kendi değişim ve yenilişme programlarını Kemalist bir doğrultuda gerçekleştirebilmek için , yeni bir mücadele dönemi beklemektedir . Tüm ADD şubeleri ve üyeleri ile genel merkez yönetiminin , böylesine ulusal bir göreve hazırlıklı olarak mücadelelerini sürdürmeleri gerektiği ortaya çıkmaktadır . ADD yirminci yılını tamamlarken geleceğe dönük olarak böylesine bir misyona şimdiden hazırlıklı olmak durumundadır . ADD’nin kurucu genel sekreteri olarak ,derneğimizin yirminci yılını kutluyor ve sonsuza kadar Türkiye Cumhuriyetinin varolabilmesi doğrultusundaki kutsal mücadelesinde başarılar diliyorum .

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder