14 Haziran 2018 Perşembe

ABD’NİN 51. EYALETİ KOSOVA & Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN


ABD’NİN 51. EYALETİ KOSOVA
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

(01 Eylül 2009)
Sovyetler Birliğini dağıttıktan sonra küresel bir imparatorluk kurma peşinde koşan Amerika Birleşik Devletleri, yeryüzünde kendisine bağlı ikiyüz askeri üs de bir milyon kişiyi aşkın büyük ordu kullanırken, yeni ortaya çıkan durumları değerlendirerek yayılmaya ve genişlemeye devam etmektedir. Bu hegemonya girişiminin en son örneklerinden birisi olarak bağımsız Kosova cumhuriyeti gündeme gelmektedir. Bir devlet bağımsızlığına kavuşurken, başka bir emperyal gücün denetimi altına girmektedir. Kosova’nın Amerika tarafından bağımsız devlet olarak tanınmasıyla, yıllarca Sırpların baskı ve zulmü altında yaşamış olan Kosovalı Arnavutlar Amerikan bayraklarıyla ve bu bayrağa benzer bir biçimde yapılmış olan Kosova Cumhuriyeti bayraklarıyla bağımsızlıklarını kutlamışlardır. Böylece Kosova insanlık tarihine, bir başka devletin bayrağı altında bağımsızlığına kavuşmuş olan ilk devlet olarak geçmiştir. Kosovalılar Sırplardan kurtulmanın heyecanı içinde ABD bayraklarıyla sokaklara dökülmüş, bazı bilinçli Arnavutlar ise ABD bayrağına karşılık olarak Arnavutluk bayrağı ile hareket ederek gelecekte Büyük Arnavutluğun kurulabilmesi için Arnavutluk bayrağını ABD bayrağına tercih etmişlerdir . Kosova’nın bağımsızlık ilanı ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda gündeme geldiği için ciddi bir karışıklık yaratmış ve ortada bayraklar dolaşmıştır. Bu arada, Avrupa Birliği de geride kalmamış ve kendine bağlı olan Kosovalılara Avrupa Birliği bayraklarını taşıtarak bu küçük ülkeyi bütünüyle Amerika Birleşik Devletlerine teslim etmek istememiştir. Böylece, Kosova bağımsızlaşırken, bayraklar çarpışması sonucunda Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Arnavutluk Cumhuriyetinin hegemonya çekişmesine sahne olmuştur . Bu çekişme günümüzde giderek artmakta ve tırmanan gerginlik Kosova’yı belirsiz bir geleceğe doğru sürüklerken, Balkanlar’da yeni çatışma ihtimalini Kosova üzerinden öne çıkarmaktadır.

Dağılan Yugoslavya Federasyonundan miras kalan bir sorun olarak Kosova bölgesinin geleceği bütün Balkan ülkeleri gibi belirsiz görünmektedir, çünkü dünyanın nereye gideceği ve bu doğrultuda Avrupa kıtasının nasıl şekilleneceği daha kesinleşmemiştir. Bu nedenle, dünyanın en önde gelen jeopolitik çekişme alanlarından birisi olan Balkanlar’da gene tarihte olduğu gibi yeni bir dönem siyasal hegemonya yarışı öne çıkmıştır. Ondördüncü yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğunun hegemonyası altında yaşayan Balkanlar’da Fransız devrimi sonrasında başlatılan ulusçuluk akımları, Balkanizasyon denilen dağılma ve parçalanma sürecini ortaya çıkarmış ve bunun sonucunda Osmanlı Balkanları paramparça olmuştur. Osmanlının geri çekilmesinden sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kısa süren bir yönetim ile bölgeye egemen olmak istemiş ama Birinci Dünya Savaşı ile beraber Balkan bölgesi kan gölüne dönüşmüştür. Sovyet Devrimi üzerine Balkanlar’da sosyalizmin bir rejim olarak yayılması gündeme gelmiş ve daha sonra da Yugoslavya Federasoynu adı altında oluşturulan bölge devletinin çatısı altında küçük Balkan ulusçukları bir araya gelebilmişlerdir. Her etnik gruba kendi devletini kurma şansı bu aşamada tanınırken, sayıca fazla olan Arnavutlar ikiye bölünmüş, güney Arnavutları bağımsız bir devlet olarak kabül edilirken, kuzey Arnavutları yaşadıkları bölge olan Kosova‘nın adı ile bir özerk yönetim altında Yugoslavya Federasyonu içerisinde yer almışlardır. Tarihten gelen geleneksel Sırp-Arnavut çatışması sosyalist düzen içinde de devam etmiştir. Arnavutluğa karşı düşmanca politikalar izleyen Sırp egemenliğindeki Yugoslavya Federasyonu, kendi içinde yaşayan Kosova Arnavutlarına karşı da baskı ve zulüm uygulamış, Kosova’ya eyalet olma hakkı tanımadığı gibi özerk bölge statüsünü de ihmal ederek Arnavut ve müslümanlara karşı baskı uygulamaya devam etmiştir . Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine birliğini koruyamayan Yugoslavya Federasyonu da parçalanmış ve yeni kuşak bir Balkanizasyon olgusu ile bu bölge karşyı karşıya kalmıştır. İlk kuşak Balkanizasyon Osmanlı İmparatorluğunu dağıtırken, ikinci kuşak Balkanizasyon da sosyalist rejimin ürünü olan Yugoslavya devletini ortadan kaldırmıştır. Bu aşamadan sonra Balkanlar’da yeniden güç mücadelesi başlamış ve Rusya geri çekilirken, Almanya-Fransa hegemonyası altındaki Avrupa Birliği bu bölgeye girmeğe başlamıştır. Küçük Hıristiyan devletleri öncelikle içine almağa çalışan Avrupa Birliği Slovenya ile Hırvatistan’ı hemen tam üye yapmış ve geri kalan ülkeleri ise müslüman ve problemli oldukları için zamana bırakmıştır.

Avrupa Birliği Sovyetler Birliğinin geri çekildiği alanlarda doğuya doğru yayılırken, Balkanlardaki sorunlu ülkeler üzerinde Amerika Birleşik Devletleri öne geçerek egemenlik kurmağa başlamıştır. Orta Doğu’da kendisinin merkezinde olduğu bir bölgesel düzen kurma peşindeki İsrail ile beraber Amerika Birleşik Devletleri, dünya jeopolitiğinin merkezi bölgesi olan Balkanları, Avrupa Birliğine kaptırmamak üzere küresel Balkanlar projesini uygulamağa başlamıştır. Bu proje, bölgede ABD ve İsrail ikilisinin hegemonyasını artırmak üzere üçüncü kuşak bir Balkanizasyonu Balkan ülkelerine zorla dayatmaktadır. Birinci Kuşak Balkanizasyon Osmanlı İmparatorluğunu, ikinci kuşak Balkanizasyon Yugoslavya Federasyonunu ortadan kaldırırken üçüncü kuşak Balkanizasyon ile ABD ve İsrail ikilisi kendi hegemonyalarında küresel Balkanlar projesini uygulama alanına aktarmaktadır . Bu doğrultuda Kosova’nın bağımsızlığı ile Sırbistan parçalanmıştır. Şimdi Girit ve Batı Trakya ile Ege Adalarının ayrı ayrı devletleri dönüşeceği bir aşamada Yunanistan’ın dağılmması gündeme gelmektedir. Bunun içinde, Selanik’in başkent olacağı bir Büyük Makedonya oluşturulmasına çalışılmaktadır. Selanik ile beraber güney Makedonya Yunanistan’dan kopacağı için , Batı Trakya Da bu ülkeden koparak Doğu Trakya ile birleşebilecektir. Kıbrıs üzerinde etkisini iyice artıran İsrail ise, Fransa ile beraber bir Akdeniz Birliği oluşturmağa yöneldiği bu aşamada Girit ve Ege adalarının yeni bağımsız küçük devletçikler olmasına önem vermektedir. Böylece üçüncü kuşak Balkanizasyon’da Sırbistan’dan sonra Yunanistan’ın da dağılması gündeme gelmekte ,eski Osmanlı ülkesi olan Yunanistan Avrupa Birliği çatısı altında birlik ve bütünlüğünü korumağa çaba gösterirken ,ABD ve İsrail ikilisinin küresel Balkanlar ve Akdeniz Birliği projeleri doğrultusunda Yeni Bizans’a soyunan Yunanistanın dağılması öne çıkmaktadır . Bu süreçte ABD açısından Makedonya yeni Balkan düzeninin merkez ülkesi konumuna getirilmektedir . Selanik’in başkent olacağı bir Büyük Makedonya ABD ve İsrail destekli yaratıldığı aşamada , Balkan Yahudiliğinin de merkezi olacak, İsrail’i tehlikeli bularak kutsal topraklara gitmeyen Amerikan Yahudileri için Büyük Makedonya yeni bir merkez ülke olarak öne çıkacaktır. İleride İsrail projesinden vazgeçilirse, o zaman Yahudilerin yeniden Avrupa kıtasına dönüşleri Büyük Makedonya devleti çatısı altında daha kolay olabilecektir. ABD ve İsrail ikilisinin bu küresel Balkanlar projesi, Avrupa Birliği, Rusya Federasyonu,A lmanya, İngiltere ve Vatikan gibi büyük güç merkezlerinin hegemonya planlarına ters düştüğü için gerçekleşmesi çok zor görünmekte ama ABD’nin askeri gücü ile İsrail’in ekonomik ve teknik güçleri sayesinde yavaş yavaş uygulama alanına aktarılmaktadır.

Amerikan bayraklarıyla Kosova’nın bağımsızlığının gerçekleştirildiği günün ertesinde, ABD’den gelen bir büyük uçak içerisindeki yüz Amerikan tekelci şirketinin temsilcileri Kosova’nın başkenti olan Priştina’ya inerek yerleşmişlerdir. Artık bu aşamadan sonra Kosova ABD’nin, Alaska ve Hawai’den sonra üçüncü denizaşırı eyaleti konumuna getirilmiştir. Avrupa Birliğinin kuralları ve direktifleri yüzünden avrupa ülkelerinde istedikleri gibi yerleşemeyen Amerikan tekelleri Kosova’yı yeni Avrupa merkezi ilan ederek bu küçük eyalette temsilcilkler açarak yerleşmişlerdir. Priştina’nın tam ortasında, Amerikan özgürlük heykelinin duvarlarına kazındığı Zafer otelinden küresel ekonominin patronları bütün dünyaya yönelik ekonomik girişimlerini yürütmeğe başlamışlar ve böylece Sırplar’dan kurtularak bağımsız olduğunu düşenen Kosovalılar bu kez de Amerikalı patronların kucağına oturtulmuşlardır. Son derece jeopolitik öneme sahip bulunan bu küçük ülke ABD hegemonyasının Balkan merkezi konumuna sürüklenirken, Amerika hiç bir ülkeye yapamadığı askeri çıkartmayı Kosova topraklarına yapmıştır. Ülkenin kuzeydoğu bölgesinde Sırp sınırına yakın bir yerde Giylani kenti yakınlarında ABD’nin on bin kişilik bir askeri üs kurarak, ciddi anlamda bir silah depolaması yaptığı artık gizlenemiyecek derecede basına ve kamuoyuna yansımıştır. Rusya,Almanya ya da Avrupa Birliği ile gelecekte meydana gelebilecek bir çekişme ya da çatışmanın savaşa dönüşmesi noktasında, ABD’nin Kosova üzerinden bütün Balkanlara yayılarak bu jeopolitik yarımadayı bütünüyle kendi kontrolu altına almağa çalıştığı görülmektedir .Böylesine bir hedef doğrultusunda Kosovo’daki Giylani üssünün nükleer silahlarla da desteklendiği söylenmektedir. Eğer bunlar doğru ise ABD’nin bir üçüncü dünya savaşına Balkan cephesi üzerinden hazırlandığı ve bu amaçla da Kosova’yı bir askeri merkez olarak seçtiği anlaşılmaktadır. Diğer devletlerin Birleşmiş Milletler üyeliği statüsünden ve uluslararası hukuktan gelen haklarını dikkate alan ABD, Kosova’yı yepyeni bir ülke olarak daha rahat askeri amaçlar için kullanabileceğini düşünmektedir. Avrupa Birliğine giren ülkelerde rahat hareket edemeyecek bir Amerikan emperyalizmi, silahlı orduları ve tekelci şirketleriyle beraber bütünüyle Kosova’da yerleşerek geleceğe dönük mevzi kaparak üçüncü dünya savaşı sürecinde şimdiden öne geçmektedir. Bu çerçevede , Kosova’nın görünüşteki bağımsızlığının aldatıcı olduğu ve aslında bu küçük ülkenin yeni bir ABD denizaşırı eyaletine dönüştürüldüğü görülmektedir. Kosova bayrağında yer alan altı yıldızın ABD bayrağındaki eyalet yıldızlarına benzetilmeğe çalışılması bile bu durumun açık bir göstergesidir .Kosovalılar şimdiden küçük bir Amerika olmağa razıdırlar ve ABD’nin yönlendirmesinde bu küçük devletçik geleceğe dönük bir küresel Balkanlar oluşumunun tam ortasındadır.

Onikibin kilometrekarelik bir alana yayılan bu küçük ülkede iki milyonu aşkın bir nüfus yaşamaktadır. İki milyona yakın bir nüfus Arnavut asıllı olmasına rağmen, nüfusun onda biri kadar ikiyüz binlik bir Türk nüfus da Osmanlı döneminden kalma bu küçük ülkede yaşamını sürdürmeğe çaba göstermektedir. Yugoslavya döneminden kalma yüz bini aşkın Sırp nüfus ise Kosova’yı yavaş yavaş terk ederek kendi ülkelerine dönmektedirler . Böylece bütünüyle Müslüman Türkler ve Arnavutlardan oluşan bir nüfus yapısıyla ortaya çıkan Kosova’ya gelecekte Amerika’dan göç edecek ciddi bir Hıristiyan nüfus söz konusudur. Yahudiler Makedonya merkezli olarak Balkanlara yeniden dönerken, ABD’de Kosova’nın zaman içerisinde Hıristiyanlaşmasına hoşgörülü bakabilecektir. Ayrıca Balkan Müslümanlarının Vatikan’ın güdümündeki Avrupa Hıristiyanlığına karşı kullanılmasında da Kosova’nın müslüman halkının Arnavutluk ve Bosna ile beraber bir bütünlük içerisinde ele alınmaları mümkün görünmektedir. Makedonya’nın bir Yahudi devletine dönüştürülmesi sırasında, Hıristiyan Avrupa ve Vatikan’dan gelebilecek tepkilere karşı , Kosovalı Arnavutların Arnavutluk ile beraber bir İslam dayanışması içerisinde hareket etmeleri söz konusu olabilecektir. Avrupa Birliğinin bir askeri saldırı ile Balkanlara müdahale etmeğe hazırlanması sürecinde ABD ve İsrail, Kosova’nın Arnavutluk ile birleşmesine yeşil ışık yakabilir ve bu süreci destekleyerek, Hıristiyan Avrupa’ya karşı yeni Yahudi ülkesi olacak Makedonya’yı güvence içine alacak on milyonluk Müslüman bir büyük Arnavutluk’u Avrupa’nın Hıristiyan yapılanmasının önüne dikebilirler. Selanik ile beraber güney Makedonya’nın Yunanistan’dan kopma süreci içerisinde, Makedonya Bulgaristan ve Sırbistan’a doğru büyütülürken, bu ülkenin batısında yaşamakta olan bir milyonluk Arnavut asıllı nüfusun da Büyük Arnavutluk devletinin sınırları içerisinde yer almaları sağlanabilir. Böylece bugün üçe bölünmüş olan Arnavutluk dünyasının on milyonluk büyük Arnavutluk çatısı altında birleşmeleri sağlanabilir. Yahudilerin Makedonya üzerinden Avrupa’ya dönüş sürecinde Avrupa ülkelerinden ya da Rusya’dan gelebilecek saldırı ve müdahalelere karşı on milyonluk Büyük Arnavutluk devleti yeni Yahudi devleti olacak Makedonya için bir koruyucu İslam sınırı oluşturacaktır . Böylece Avrupa’da yeniden eski Endülüs ve Osmanlı imparatorlukları dönemlerinde olduğu gibi üç büyük din beraberce yaşayabilecektir. ABD ve İsrail ikilisinin, Vatikan merkezli Hıristiyan Avrupa projesine karşı geliştirdikleri küresel Balkanlar projesinde, Yahudiler tek başına ortaya çıkamadıkları için Müslümanları da Vatikan ve Avrupa Hıristiyan yapılanmasına karşı kendi yanlarında taşımaktadırlar. Büyük Arnavutluk Projesi bu nedenle ABD ve İsrail desteği ile Avrupa Birliğinin Balkan hegemonyasını önleme planlarından birisi olarak öne çıkmaktadır. ABD ve İsrail ikilisi bu doğrultuda, Balkan Müslümanlarını bütünüyle kucaklamağa ve kendi projelerinde kullanmağa çalışmaktadırlar.

Balkan Müslümanlarının ABD ve İsrail ikilisinin küresel Balkanlar projesinde kullanılmasının bir başka yolu olarak da, eski Osmanlı İmparatorluğunun mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyetinin Yeni Osmanlı Projesine yönlendirilmesidir. Bu doğrultuda Türkiye’de bir ılımlı İslam akımı oluşturulmakta ve tıpkı Osmanlı imparatorluğu döneminde olduğu gibi Balkanlarda Türkiye Avrupa Birliğine karşı kullanılmağa çalışılmaktadır. Avrupa Birliğinin, Balkanlara tam egemen olabilmek için Hıristiyan misyonerleri görevlendirdiği bu aşamada ABD ve İsrail ikilisi Vatikan’a karşı Müslüman Balkan toplumlarını kullanmaktadır. Arnavutluk,Bosna ve Kosova topluca Avrupa kıtasının Hıristiyan birliğine karşı Yahudi lobileri tarafından yönlendirilmektedir. Türkiye’ye Balkan savaşı sırasında kaçarak gelmiş olan on milyonu aşkın Balkan göçmeni de bu aşamada yeniden devreye girmek zorunda kalmakta, İslam tarikatları ve cemaatleri ABD ve İsrail ikilisi tarafından desteklenerek Avrupa Birliğine karşı Balkan projesinde açıkça Arnavutluk,Bosna ve Kosova’da kullanılmaktadırlar. Bu nedenle , Kosova’da tıpkı Bosna ve Arnavutluk gibi Türkiye üzerinden İslam cemaatlerinin yoğun çalışmalarına sahne olmaktadır. ABD ve İsrail’in ortak finanse ettiği bazı Müslüman okulları İslam dininin yayılması için Hıristiyan misyonerlere karşı planlı ve programlı çalışmalar yürütmektedirler . Balkanların üç Müslüman ülkesinde İslam cemaatlerinin, okulların yanı sıra şirketler ve vakıflar aracılığı ile de hızlı bir örgütlenme atağına kalkıştıkları görülmektedir .Böylece, Yahudi lobilerinin kontrolü altında gelişmekte olan küreselleşme sürecinin çok dinli ve çok kültürlü ortamına uygun düşen yeni bir Balkan bölgesi, Vatikan’ın Hıristiyan tekelciliğine karşı Türkler,Arnavutlar ve diğer Müslümanlar aracılığı ile gerçekleştirilmeğe çalışılmaktadır. Bulgaristan’da yaşamını sürdürmekte olan üç milyonluk Müslüman ve Türk kitlesi de dikkate alınırsa, küresel Balkanlar’da Yahudi Makedonya merkezli bir yapılanmanın, Vatikan Hıristiyancılığına karşı Türkler, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar ve diğer Müslüman kitlelerin katılımı ile beraber ABD-İsrail ikilisi tarafından çok kültürlü bir yapılanma çerçevesinde korunmak istendiği anlaşılmaktadır . Avrupa tarihi hatırlandığında , bu kıtadaki ana çelişkinin Hıristiyan–Yahudi çekişmesi olduğu anlaşılmaktadır. Yahudiler ikinci dünya savaşı sırasında kovuldukları Avrupa kıtasına Makedonya üzerinden dönerken , Osmanlı döneminden kalan müslüman topluluklar açıkça Hıristiyan Avrupa’ya karşı kullanılmak istenmektedir . Bu gibi planların açığa çıkmasından sonra Avrupa Birliğinin Bulgaristan’da ırkçı bir hareketi destekleyerek Türklere ve Müslümanlara karşı kışkırttığı görülmüştür .Bulgaristan’da iktidara Avrupa Birlikçi bir partinin gelmesi sağlanırken, ırakçı Ataka partisinin de Türklere ve Müslümanlara karşı saldırgan girişimlere kalkışması açıkca demokrasi şampiyonu Avrupa Birliği tarafından desteklenmiştir .Avrupa Birliğinin ayrıca Yunanistan’ın küresel Balkanlar projesi doğrultusunda dağılmasını önleyebilmek üzere , bu ülkede yeni bazı önlemler aldığı görülmekte ve Balkanlar’da ilerleyen ABD’nin önünü kesen bazı politik girişimler öne çıkarılmaktadır . Küresel Balkanlar projesi Balkan yarımadasını ABD ve İsrail hegemonyasına açarken ,Avrupa ve Rusya’nın önü kesilmekte, Türkiye’de bir Truva atı olarak Avrupa Birliğine karşı kullanılmaktadır. Bunun en açık örneği bugünün Kosova’sında ortaya çıkmakta, Balkan göçmeni Türkler ve Müslümanlar yeniden Kosova’ya dönerek köklerini aramakta, akrabalarını bularak, Kosova’daki Osmanlı uzantısı Müslüman ve Türk kültürünü sınırlı bir ölçüde canlandırmaktadır. İslam kültürü Hıristiyanlara karşı ABD ve İsrail ikilisi tarafından kullanılırken,Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği süreci de tehlikeye düşürülmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu Kosova’yı fethederken iki büyük meydan savaşı kazanmıştır. Ondördüncü yüzyılın ikinci yarısında ele geçirilen Kosova, daha sonra ikinci bir meydan savaşı ile haçlı ordularına karşı korunmuştur. Bugün Türkiye’nin üçüncü bir Kosova meydan muharebesi verecek gücü bulunmamaktadır ama ABD’nin Balkan hegemonyasında ikinci bir yan güç olarak kullanılması gündemdedir. Kosova denizaşırı 51. eyalet yapılırken ,Avrupa Birliği ve Hıristiyan cemaatlerin bu ülkede geliştirebilecekleri karşı girişimlere Yeni Osmanlı vizyonu doğrultusunda Türkiye’nin müdahale etmesi söz konusudur. ABD, Kosova’ya bir gün içinde girerek yerleşmiş ve bu güzel ülkeyi bütünüyle kendi egemenliği altına almıştır. ABD bu emperyal saldırıyı gerçekleştirirken , uluslararası hukuku bir tarafa atmış, Birleşmiş Milletler ilkelerini ve kararlarını açıkca çiğnemiş ve Türkiye’nin de aleyhine olabilecek bir emsal uygulamayı Sırbıstanın ülkesini parçalamıştır. ABD hegemonya baskısı ile bu hukuka aykırı durumu yüzü aşkın ülkeye de zorla tanıtmıştır. Yarımyüzyıla yakın bir süredir bağımsız olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanımayan ABD bir gecede Kosova’nın bağımsızlığını tanırken Türkiye’nin güneydoğu bölgesi için aleyhe bir emsal oluşturmuş ve bu durumu da zorla Türkiye’ye kabül ettirmiştir . Kosova’nın bağımsızlık süreci artık bütün ülkelerin bölünebileceğini açıkca ortaya çıkarmıştır . Birleşmiş Milletlere üye olan ülkelerin sınır dokunulmazlığı resmen ortadan kaldırılmıştır .Yugoslavya’yı dağıtan süreçin Türkiye gibi ülkeleri de tehdit etmesi sağlanmıştır . Sadece kendi çıkarlarını ve hegemonyalarını düşünen AB D ve İsrail ikilisi hedefe giden yolda tam bir makyavelizm içerisinde hareket ederken, Kosova artık yeni dünya çatışmasının bir alanı ve savaş sürecinin de bir merkezi konumuna getirilmiştir . Türkiye ABD ve İsrail ile olan ilişkilerini bu durumu bilyerek yeniden ayarlamak durumundadır . ABD-Avrupa ve Rusya arasındaki küresel hegemonya savaşında hem Türkiye hem de Balkanlar’daki Türk ve müslüman gruplar çekişmelere alet olmamalıdır .Her türlü savaş ve çatışmanın önlenebilmesi için , ikinci dünya savaşı öncesinde Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Büyük önder Atatürk’ün isabetli bir biçimde gündeme getirmiş olduğu bir Balkan paktı ya da ittifakını , bütün Balkan ülkeleri biraraya gelerek yeniden kurabilmenin yollarını arayabilmelidirler . Türkiye Balkan bölgesindeki komşusuolan devletler ile biraraya gelerek bir Balkan barışı girişiminde bulunursa, o zaman küresel Balkanlar projesinin bölgede savaşa meydan vermesini önleyebilecektir. Kosova bağımsız olduğu gün ABD emperyalizminin kucağına düşüyorsa , bu küçük ve güzel tarım ülkesi bir günde silah deposuna dönüşüyorsa ve tekelci şirketlerd bütünbölgeyi Kosova üzerinde sbömürü alanına dönüştürüyorlarsa, o zaman Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin kendilerini koruyabilmek için harekete geçmek ve ortak bir politik oluşum çerçevesinde dayanışma içerisine girmek zorunlulukları bulunmaktadır . Kosova’nın 51. Amerikan eyaleti olması bölgeye barışı değil ama savaşı daha fazla yakınlaştırmıştır. Balkan savaşlarından ders alması gereken bölge ülkelerinin bir an önce bir Balkan barışı için acilen hareket etmeleri gerekmektedir ,aksi takdirde ilk iki dünya savaşının çıktığı Balkan bölgesi üçüncü dünya savaşının da çıkacağı yer olacaktır . Balkan devletleri ve halkları yeni bir Balkan savaşına artık izin vermemelidirler.Kosova’nın bağımsızlığı savaşa giden yolu değil ama barışya giden yolu açmalıdır. Bir Nato hareketi ile Kosova’yı ele geçiren ABD üçüncü dünya savaşı projelerini bu küçük ülke üzerinden yapmaktan vazgeçmelidir. Savunma örgütü olan Nato’nun Kosova’nın ele geçirilmesinde bir hegemonya kuruluşuna dönüşmesi gelecek açısından önemli derslerle dolu bulunmaktadır.Türkiye dünya barışı için Balkanlar’daki komşuları ile acil bir Balkan zirvesi toplamalıdır. ABD ve İsrail’den bağımsız dış politika böylesine bir adım atılmasını zorunlu kılmaktadır. Yeni bir Kosova meydan savaşına izin vermemek için bu kez Türkiye öncülüğünde bir Balkan barış inisiyatifinin geliştirilmesi barış açısından yararlı olacaktır. Dini cemaatlerle böyle bir sonuç alınamaz. Açıkça devletlerarası bir girişim ile Türkiye Balkanlar’da yeniden atağa kalkmalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder