10 Temmuz 2018 Salı

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ’NİN ULUSAL İŞLEVİ "Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN" ADD, Devlet desteğiyle Kurulmamıştır. // Atatürkçülüğe Sahip Çıkmak Devletin Görevidir. //ADD, Ankara Merkezli Bir Kuruluştur

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ’NİN ULUSAL İŞLEVİ 
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk’ün ilkelerini gelecek kuşaklara tanıtmak, devrimlerini yaşatmak ve düşüncelerini Türk gençliğine aktarmak üzere kurulmuş bulunan bir ulusal demokratik kuruluştur. Yılların birbiri ardı sıra hızla geçtiği ve insanlığın yeni bir yüzyıla doğru yöneldiği aşamada ortaya çıkan Atatürkçü Düşünce Derneğinin ilk on yılı yirminci yüzyılda ikinci on yılı da yirmi birinci yüzyılda geçmiştir. Bir anlamda Atatürk'ün cumhuriyeti yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla, doğru yol alırken, ADD geçiş aşamasının örgütü olmuştur. Yirminci yüzyılda kurulmuş olan bir siyasal yapı olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin yirmi birinci yüzyılda da yaşayabilmesi için bir ulusal ve toplumsal potansiyelin örgütlenmesi olarak ADD Türk toplumunun sosyal yaşamına girmiştir. Bir yüzyıl biterken ortaya çıkan örgütsel yapılanma yeni yüzyılda da sürdürülerek, toplumsal süreklilik sağlanmak istenmiştir. Her geçen günün getirdiği yeni koşullar karşısında, Türk toplumunun ve devletinin devamlılığının böylesine bir örgütsel yapılanma içerisinde korunmak istenmesiyle Atatürkçü Düşünce Derneği kurularak, bugüne kadar getirilmiştir. Devletimizin kurucusu olan Atatürk aynı zamanda Türk Silâhlı Kuvvetlerinin de kurucusu olarak ilk cumhurbaşkanı ve genelkurmay başkanı olmuş­tur. Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında toplanan kongrelerin aldığı kararlar doğrultusunda Atatürk yeni devleti kurarken, devlet başkanlığı hükümeti başkanlığı, meclis başkanlığı ile beraber genelkurmay başkanlığını da üstlenmiş ve böylece bir kuvvetler birliği sistemi içerisinde Meclis hükümetine dayanan ilk kuruluş döneminde devletin en tepesindeki dört başkan görevini kişiliğinde birleştirmiştir. Bu nedenle, kurucusu olduğu devleti ve ordu onun izinden giderek Atatürkçü çizginin bugüne kadar ki temsilcileri olmuştur. Bu doğrultuda devlet ve ordu Atatürkçü olunca, devlet ve ordu Atatürkçülüğü birer siyasal olgu olarak Türk devlet yaşamında yerini almıştır. Ne var ki, aradan geçen yıllar yeni dönemleri beraberinde gündeme getirince devlet ve ordu Atatürkçülüğü Türk ulusu tarafından sorgulanmaya başlanmıştır. Atatürkçülük adına iktidara gelen çeşitli hükümetler, halk kitlelerinden uzak düşerek, Türk ulusunu devlet Atatürkçülüğüne karşı bir noktaya sürüklemiş, ordu Atatürkçülüğü ise askeri dönemlerdeki Atatürk ilkelerine aykırı durumlar nedeniyle inandırıcılığını yitirmiştir. Devletin kuruluşundan doksan yıl sonra, artık devlet ve ordu Atatürkçülüğü ile bir yerlere gidilemeyeceği ortaya çıkınca, bu kez ulus Atatürkçülüğü kendiliğinden devreye girmiştir. Atatürkçü Düşünce Derneği böylesine sivil bir çaba ürünüdür. Ulusal bir demokratik kitle örgütü olarak ADD kurulurken, devlet ve ordu Atatürkçülüğü geride kalarak yerine millet Atatürkçülüğü devreye girmiştir.

ADD, Devlet desteğiyle Kurulmamıştır.
ADD'nin kuruluşunda yer alan Türkiye'nin önde gelen bilim ve hukuk kadrosu, ADD ile ilgili olarak devletin ideolojik aygıtı tartışmasını beraberinde getirmiştir. Fransız filozof Louis Althusser'in ortaya atmış olduğu bir kuram olan, devletin ideolojik aygıtları sorunu açısından ADD ele alınırsa; böylesine bir durumun olmadığı görülmektedir. ADD gibi bir sivil toplum kuruluşunun ulusal ve demokratik bir çizgide kurulurken, herhangi bir devlet yönlendirmesi olmamıştır. Aksine, devletin Atatürkçülük karşıtı güçler tarafından ele geçirildiği, Amerikan emperyalizminin bölge üssü olmağa doğru zorlandığı bir aşamada NATO güdümlü bir ara rejim aydınlarının tepki göstermesiyle Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kuruluşu, bir ulusal tepki olarak gündeme gelmiştir. Atatürk'ün kurmuş olduğu bağımsız devlet yapısının batı hegemonyasının askeri örgütü tarafından ele geçirilmesi üzerine, Türk bilim ve hukuk dünyasının önde gelen temsilcileri bu duruma karşı çıkarak, Türk ulusunun bağımsızlığı doğrultusunda Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kuruluşu gerçekleştirilmiştir. Devlet tarafından kurulmadığı için devletin ideolojik aygıtı sayılması mümkün değildir. Althusser'e göre, devletler kendi siyasal yapılanmalarını yansıtan ideolojiler doğrultusunda bazı kuruluşlar oluştururlar ya da kurumlar kurarlar. Bunlara devletin idelolojik aygıtları adı verilebilir. Devlet bu kurumlar ya da kuruluşlar aracılığı ile sahip olduğu ideolojik yapılanmayı kamuoyuna yansıtır, ya da kendi toplum yapısını bu doğrultuda eğiterek, devlet toplum kaynaşması yaratabilir ya da bu doğrultuda bir süreci başlatmak isteyebilir.

Atatürkçü Düşünce Derneği ise, batı emperyalizminin yetiştirdiği ve desteklediği kadrolar aracılığı ile bağımsız Türk devletini içeriden ele geçirmesi üzerine, devletin kuruluş modelini ve kurucu önderin ilke ve devrimlerini korumak isteyen, bunları sürdürerek yeniden Türkiye Cumhuriyeti devletini kurucusunun çizgisine getirmek için bir ulusal aydın potansiyelinin örgütlenmesi olarak, hiç bir biçimde devletin ideolojik aygıtı değil aksine devletin dışında ortaya çıkan bir sivil toplum inisiyatifi olarak devleti yeniden kuruluş çizgisine ve modeline kavuşturmak isteyen bir demokratik ve toplumsal inisiyatifin örgütlenmesidir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti adı altında bir din devleti ya da çok uluslu bir kozmopolit yapılanma oluşturmak isteyen Atlantik inisiyatifinin merkezi coğrafyayı kendi kontrolü altın almak isteyen İsrail Siyonizm’i ile işbirliği yaparken Türkiye'yi dönüşüme zorlaması, Atatürk'ün çağdaş cumhuriyetini bir yok olma noktasına getir­miştir. ADD işte yok edilmek istenen devlet modeli ile beraber kurucu iradenin temsilcisi olan ulusal önder Atatürk'ün ilke ve devrimlerine, ulusal potansiyelin sahip çıkmasını amaçlayan ve bu yoldan yeniden kurucu önder çizgisinde bir Türkiye ortaya çıkarmak isteyen toplumsal potansiyelin demokratik kitle örgütü olarak gündeme gelmiştir. Bu nedenle, hiç bir biçimde devletin ideolojik aygıtı olarak adlandırılması mümkün değildir.

Atatürk düşmanı neoliberaller ile Atlantosiyonizmin Büyük Ortadoğu Projesi için ılımlı İslam devleti peşinde koşan cemaatçiler ve dincilerin, Atatürk devrimleri ve ilkelerini ortadan kaldırabilmek üzere giriştikleri çeşitli siyasal hareketler aracılığı ile Türkiye, her geçen gün Atatürk'ün çizgisinden koparılırken, bu gidişe karşı çıkanların kurmuş olduğu ulusal bir demokratik kuruluş olan Atatürkçü Düşünce Derneği, bu gibi kesimler aracılığı ile devletin ideolojik aygıtı olmak suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştır. Yabancı istihbarat servislerinin paralı Truva atı konumundaki bazı köşe yazarları, dışarıdan ücret aldıkları yabancı ülkeler adına hareket eder­ken, ciddi bir Atatürk ve Atatürkçülük karşıtı kampanyayı ısrarlı bir biçimde sürdürmekteler ve bu doğrultuda da, Türk devletinin kuruluş modelini ideolojik yapılanma olarak suçlamaktan geri kalmamaktadırlar. Bu tür davranışlar neoliberallerin ve dincilerin genel siyasal çizgilerini oluşturunca, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin haksız yere devletin ideolojik aygıtı olarak suçlanması zaman zaman gündeme getirilmektedir. Ne var ki, son yıllarda devletin sürdürdüğü bazı soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle ADD genel başkanı ve yöneticilerinin tutuklanması da açıkça devletin yeni çizgisi ile Atatürkçü Düşünce Demeği’nin ters düştüğünü ve karşı karşıya geldiğini açıkça göstermektedir. Devlet ile karşı karşıya gelen ve devletin yöneticilerini yargıladığı bir demokratik kuruluşun hiç bir biçimde devletin ideolojik aygıtı olamayacağını son dönemlerdeki olumsuz gelişmeler açıkça göstermiştir. ADD, devletin ideolojik aygıtı olamamış ama yeni devlet yapılanmasının ortadan kaldırmak istediği ve emperyalizmin kesinlikle silmek istediği kurucu düşünce sisteminin kararlı ve yetkili bir temsilcisi olarak, varlığını sürdürmüş ve mücadelesine devam ederek bugüne kadar gelebilmiştir.

Atatürkçülüğe Sahip Çıkmak Devletin Görevidir.
Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde bizzat devlet kurumları tarafından oluşturulan ve devleti kuran siyasal partinin bir yan kuruluşu olarak çalışmalarını yirminci yüzyılın ortalarına kadar başarıyla yürüten Halkevleri, devletin ideolojik aygıtı olarak görülebilir. Halkevlerinin, kurucu siyasal partiye bağlı organlar olarak oluşturulması ile devrimin üst yönetimi ve halk kitleleri arasında köprü kurulmak istenmiş ve siyasal rejim ile toplumsal taban arasında bir ideolojik paralellik sağlanmak istenmiştir. Bu açıdan Halkevleri için devletin ideolojik aygıtları denilebilir ama Atatürkçülüğün dışlandığı ve hepten silinmek istendiği bir aşamada toplum içinden çıkan bir tepki ile Atatürkçü Düşünce Derneğinin taşımağa çalıştığı görev yüzünden, ADD için benzeri bir değerlendirme ortaya koyabilmek mümkün değildir. Devletin diş güçler tarafından yepyeni bir yapılanmaya doğru zorlandığı bir aşamada, devletin kuruluş ilke ve modelini savunarak bir birikimi ayakta tutmağa çalışan ADD, tepkisel bir toplumsal potansiyelin temsilcisi olarak hareket etmek ve Ulusal Kurtuluş Savaşından gelen siyasal birikimi geleceğe dönük olarak yaşatmağa çalışmaktadır. ADD bu açıdan olsa olsa bir ulusal demokratik kitle örgütü olarak adlandırılabilir.

Yüzyıla yakın bir zaman diliminin geride kalması ve yeni bir döneme doğru ilerlenmesi sürecinde Atatürkçü Düşünce birikimini, emperyal merkezlerin ve dış güçlerin yok etme istemesi üzerine, ADD bir ulusal demokratik kuruluş olarak kurulmuştur. Bir ulusu var eden düşünce birikiminin yok edilmek istenmesi, bir ulus devleti kuran önderin ilke ve devrimlerinin ortadan kaldırılmağa çalışılması karşısında ADD'nin bir ulusal tepki inisiyatifi olarak kurulması kaçınılmazdı. Ne var ki, kuruluşundan sonra geçen yirmi yıllık süreçte yaşanılanlar nedeniyle bu sürecin pek de başarılı olarak değerlendirilememiştir. Kuruluştan bir kaç sene sonra Türkiye'nin en büyük ulusal demokratik kitle örgütü düzeyine ulaşan bu örgütü emperyal dış güçler ile onların Truva atı konunudaki yerli işbirlikçileri hiç bir zaman rahat bırakmamışlar, böylesine büyük bir örgüt ağına ve sosyal tabana sahip olan ADD'yi ele geçirerek kendi plânları ya da stratejileri doğrultusunda sürekli olarak kullanmak istemişlerdir. Bin bir zorluk ile mücadele edilerek kurulabilen ADD çalışmalarına başladığı aşamada genel başkanını bir terör saldırısına kurban vermiş ve daha sonraki yıllarda Batı emperyalizmi ile İsrail Siyonizm’inin dünyanın merkezi alanını ele geçirme plânları doğrultusunda, bir Türk-İran savaşı çıkartılma çabaları sürecinde tanınmış bilim adamı ve yazarların bir kısmını kurucu üyeleri olarak terör saldırıları doğrultusunda kurban vermekten kurutulamamıştır. Atatürk laikliği ile Iran Şiiliğini karşı karşıya getirerek, Orta Doğunun iki büyük devletini uzun süreli bir savaşa sürüklemek isteyen emperyalist ve Siyonist çevrelerin çeşit provokasyonları sonucunda doksanlı yıllar Türkiye’nin tanınmış bazı Atatürkçü yazar ve bilim adamının dinci görünümlü terör olaylarına hedef olmasına neden olmuştur. Bu tür saldırılar sonucunda hem bölgedeki Türk-İran gerginliği tırmandırılmak istenmiş hem de Türkiye'yi savaşa sokacak doğrultuda bir askeri darbe ortamı yaratılması arayışlarını canlı tutmuştur. Bu doğrultuda Alevi-Sünni çatışması bir yandan körüklenirken, Sivas'ta madımak yangını ile Türkiye'nin Alevi tabanı hedef gösterilmiş. Atatürk cumhuriyetinin laik tabanını oluşturan bu toplum kesimi ciddi bir baskı altına alınarak tehdit edilmiştir.

Atatürkçü Düşünce Derneği kuruluş ve gelişme döneminde en önemli kurucu üyelerini ve genel başkanını yitirirken, onuncu yılında Türkiye'n en büyük demokratik kitle örgütü konumuna geldikten sonra da çeşitli siyasal senaryolarda kullanılmak istenmiştir. Tanınmış Atatürkçülerin teröre hedefi olmasıyla darbe senaryolarına çekilmek istenen dernek, daha sonraki aşamada bazı yeteneksiz muhterislerin siyasal maceralarında bir parti kurma girişimlerinin toplumsal taban örgütü olarak kullanılmak istenmiştir. Dernekçilikten particiliğe doğru ADD sürüklenmek istenmiş ama örgütün direnişi ile böylesine bir macera önlenerek derneğin bağımsız kimliği korunmuş ve eskisi gibi bir demokratik kitle örgütü düzeyinde çalışmalar düzenli olarak sürdürülmüştür.

Türkiye'nin en büyük ulusal demokratik kuruluşu olarak ADD, bütün ulusal örgütleri bir araya getirecek bir ulusal güç birliği arayışını kuruluşundan sonra sürekli olarak sürdürmüştür. Atatürk'ün kurmuş olduğu ulus devleti ayakta tutmak ve Türk toplumunun ulusal bütünlüğünü her türlü alt kimlikçi kışkırtılmalara karşı koruyacak bir ulusal güç birliği arayışı Atatürkçü Düşünce Derneğinin sürekli bir arayışı olmuştur. Bu doğrultuda ADD genel merkezinin öncülüğünde Türk toplumunu tıpkı Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi toplumsal bir bütünlüğe ve bütünlük içerisinde ulusal bir atılımı sürükleyecek antiemperyalist bir uyanış için ulusal güç birliğini oluşturma ADD için başlıca hedef ve amaç haline gelmiştir. ADD’nin en büyük ulusal demokratik kitle kuruluşu olarak, bu kutsal hedefe kilitlenmiştir.

ADD, Ankara Merkezli Bir Kuruluştur
ADD genel merkezinin, ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen ulusal örgütlerin temsilcileriyle Ankara'da bir ulusal güç birliği kongresi toplanmasına karşılık, İstanbul hemen devreye girerek, bazı gizli ve dış bağlantılı kuruluşların temsilcilerinin öncülüğünde ve bir küçük sol partinin desteği ile Ulusa Birlik hareketi adı altında yeni bir girişimi, Anadolu destekli Ankara inisiyatifinin oluşturduğu ulusal güç birliği girişimine karşılık gündeme getirmiştir. Bu asamadan sonra İstanbul ve Anadolu çekilmesi sürüp gitmiş ve Ankara’da ADD genel merkezini ele geçirme yarışı başlamıştır. Dinci bir partinin iktidara gelmesi üzerine İstanbul ve Ege bölgelerinde yaşamakta olan bazı laik ve gayrimüslim kesimler harekete geçmişler ve bu doğrultuda cumhuriyet mitingleri görünümünde bir karşıt oluşumu, ADD üzerinden Türkiye'de yaymağa kalkışmışlardır. Ulusal Birlik hareketi böylesine bir girişim sonucunda ortaya çıkmış, İstanbul medyası ve burjuvazisinin desteği ile ADD'yi teslim alarak, Türkiye içindeki siyasal çekişmenin ortasına bu ulusal demokratik kuruluşu çekmiştir. Emekli bir hukukçunun başarısız bir parti kurma girişiminden sonra, yeniden bir Atatürkçü parti kurma ya da Atatürkçü bir hükümeti başa getirme çabalarının ADD'yi daha hareketli günlere ve mitinglere doğru getirdiği görülmüştür. ADD bir dernek olmanın ötesine çekilerek, bazı siyasal projelerin kitle örgütü konumuna getirildiği noktada karşı kesimlerin siyasal tepkilerini çekmiş ve sürekli olarak dinci ve liberal çevreler tarafından eleştirilerek ciddi medyatik ve siyasal saldırıların hedefi haline gelmiştir. Ara rejim arayışlarının yeniden Atatürkçülük adına laikçi burjuvazi için gündeme gelmesi ateist ve gayrimüslim kesimlerin İslamcı karşıtı bazı girişim­lerinin ADD üzerinden toplumsal alana taşınmak istenmesi, Atatürkçü Düşünce Derneği'ni sosyal alandan siyasal alana doğru kaydırmış ve ülkede eksikliği duyulan bir Atatürkçü parti boşluğunun doldurulması doğrultusunda ADD'ye bir siyasal misyon yüklemiştir, Büyük Orta Doğu projesi doğrultusunda iktidara gelen ılımlı İslam hareketine karşı, ülkedeki muhalefet partileri teslimiyetçi bir pasiflik içinde kalınca, ülkenin laik ve çağdaş potansiyeli ADD üzerinde bazı siyasal hazırlıkların içerisinde olmuş, Ulusal Birlik hareketi bunun için ADD üzerinden örgütlenince, hükümet devletin kurumları üzerinden bazı operasyonları gündeme getirerek, ADD genel başkanı ve bazı yöneticilerini gözaltına alarak bir yargılama süreci başlatmıştır. Çeşitli darbe ve ara rejim senaryolarının İstanbul yüksek burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda gündeme getirilmesi nedeniyle ADD genel yönetimi bir yargılanma olgusu ile karşı karşıya getirilmiştir. Türk ulusunun Atatürkçü potansiyelinin bağımsız örgütlenmesinin kuruluşu olan Atatürkçü Düşünce Derneğinin, devletin ideolojik aygıtı olmak gibi yanlış bir çizgide ülkedeki egemen güçlerin ve laikçi burjuvazinin de dincilere karşı çıkarlarının bekçisi bir örgüt konumuna gelmemesi gerekirdi. Ne var ki, bazı siyaset ve örgüt adamlarının İstanbul'un zengin burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda hareket ederek, dinci gidişe karşı laikçi bir tepkiyi ADD üzerinden siyasal gündeme taşımak istemeleri nedeniyle, ADD üst yöntimi yargılanma noktasına gelmiştir. ADD'nin kurucuları arasında İstanbul burjuvazisinin temsilcileri yoktur ama Türk ulusunun bilimsel ve hukuksal birikimini temsil eden bilim adamları bulunmaktadır. ADD, Türk ulusunu ulusal çıkarları için kurulmuş olan bir kitle örgütüdür. Yeni Bizans projelerine yönelen gibi zengin ve gayrimüslim burjuvazinin çıkar örgütü değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Küresel emperyalizm ile anlaşmış olan ve ülkenin ekonomik zenginliklerini tekelci yabancı sermaye şirketleriyle paylaşan bir azınlık burjuvasının, Türk ulusunun kurtuluş savaşı yıllarından gelen ulusal siyasal birikimine sahip çıkmak üzere kurulmuş olan bir kitle örgütünü kendi çıkarı için kullanmağa hiç bir zaman hakkı olmaması gerekirken, medya ve sermaye destekli girişimler yüzünden böylesine çarpık bir durum yaratılmıştır. ADD hiçte hak etmediği bir duruma, laiklik çerçevesi içerisinde yer alan bazı gayrimüslim toplum kesimlerinin zorlamaları yüzünde sürüklenmek durumunda kalmıştır. Küresel sermaye ile ortaklık kurarak, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını göz ardı edenler, gayrimüslim konumlarını koruyabilmek üzere ADD'yi İslam cemaatlerine ve dinci siyasetlere karşı yine kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmeyi düşünmüşlerdir.
Sonuç
Atatürkçülük hiçbir zaman dinsizlerin ya da gayrimüslümlerin tekelinde olmamalıdır. Millet Atatürkçülüğü ile yeniden devlet ve millet kaynaşması yaratılmalıdır. İslam dini, laik devletle kavga etme aracı yapılmamalı ve Müslüman millet ile laik devlet Atatürk modeli altında yeniden kaynaşabilmelidir. Atatürkçü Düşünce Derneği, dünya sosyal tarihinin en başarılı deneklerinden birisi olarak Türkiye'nin en büyük demokratik kitle örgütü konumuna gelebilmiştir. ADD tıpkı, Millet Mektepleri, Halkevleri ve Köy Enstitüleri gibi, Türkiye'nin kendine özgü sosyal deneylerinden birisi olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihi içinde kendine özgü yerini alabilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk'ün söylediği gibi Türk devleti sonsuza kadar yaşayacaksa, böylesine bir kutsal hedefin gerçekleştirilmesinde, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu iradenin ulusal tabana yansıdığı bir örgüt olarak Atatürkçülük mücadelesini sürdürmeğe devam edecek ve genç kuşaklara Atatürk'ün ulusal birikimini yansıtarak, Türk gençliğinin cumhuriyet bekçiliğini hakkıyla yapabilmesi için her zaman devrede olacaktır. Atatürkçü Düşünce Derneği geçmişin birikimini geleceğe taşıyarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar var olabilmesi için kutsal savaşımına devam edecekti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder